DORI HETT APA GESTI MED ENG DERTIG. Ja, det er en belik i retjen, stoppet av tro, og en belik i retjen. Ja, det er en belik i retjen. Ja, det er en belik i retjen. Let's see. Nasıl başladı hayat öyküm diye. Esas önemli olan orası. Ama daha çocuktum babam Almanya'ya gittiği zaman. Almanya, babam senelik iznine gelirdi Almanya'dan. Çok heyecanla babamı beklerdim. Almanya. Sonra babam izine geldiği zaman en mutlu günlerim, en güzel günlerim babamın izine geldiği zamandı, yıllık izni. Babam bahçede kurkeleri sulardı. en güzel günlerim babamın izine geldiği zamandı, yıllık izni. Babam bahçede kurkeleri sulardı. İzine geldiği zaman, o da demek ki memleket özleme hasreti olurdu onda. Ben de hep arkasında böyle küçük kız çocuğu dolanırdım. Sekiz yaşlarında, dokuz yaşlarında. Her zaman o zamanları hatırlıyorum. Ondan önceki yılları hatırlamıyorum ama o zamanları çok güzel hatırlıyorum. 11 yaşına geldiğim zaman da annemi Almanya'ya götürdü babam. O Almanya'ya beni de götürseler diye hep böyle heves ediyordum. Artık sonralardan annemin yıllık izine gelmesine başladım. Beklemeye başladım. Annemin geleceği zaman daha da çok heyecanlandım. Çünkü anne, ben hep babaannem, babaannemle Türkiye'de kaldım. Babaannem bize çok iyi davranırdı ama gene de anne özlemi çok olurdu. Ben hep bekledim annem beni de Almanya'ya götürse, beni de götürse. Ama hayır. O esnada ben biraz büyüdüm. Büyüdükten sonra ama hep ben Almanya, Almanya, Almanya. İlla bu Almanya'yı görmem gerek. Almanya'ya gitmem gerek. Sonra beni Avusturya'da yaşayan bir delikanlıya istediler köyümüzden. Babası. Eskiden görücü usulüyle evlenmek vardı. Babası beni beğendi, ailesi. Çocuğa dediler ki biz komşunun kızını beğendik, sen onunla evleneceksin. Çocuğa dediler ki biz komşunun kızını beğendik, sen onunla evleneceksin. O zamanlar anneye babaya karşı görüp de evlenmek yoktu. Artık şansına ne çıkarsa öyle görüp konuşup evlenmek öyle bir şey yok. Evlendiğin gecesi göreceksin işte. Güzel ise güzel, çirkin ise çirkin, kötü ise kötü, şansına ne düşerse artık. Beni hayatta çok kafamın içinde silinmeyen, devamlı benim içinde olan şeyler 10 yaşımdan sonraki yaşantım. 10 yaşımda annemi kaybettim. Ondan sonra hayat yine yaşıyorduk yani devam ediyordu. Babaannem bize geldi. Babaannem bizimle beraber kaldı. Babaannemin bizimle yaşaması çok güzeldi. O zaman bizi baya yani annemize acımızı bize şey yapmak istiyordu, unutturmak istiyordu. Suya giderdim. Evimizde su yoktu, akmazdı su evimizde. Bir çeşme vardı. Çeşmeden gider alırdık su. Çeşmeye giderken hep ağlardım. Babaannem görmesin, babaannemin yanında ağlamayayım, babaannem üzülür diye. Babaannem ne derdi? Hemen git, gel derdi. Eğleşme sakın, derdi. Babaannem de çok korkuyordu. Biz yalnız kalmıştık. Annesizlik, babasızlık. Babam Almanya'daydı. O yanımızda duruyordu. Öyle babaannem bir sene bizimle, 12 yaşıma kadar bizimle beraber kaldı. Ondan sonra babaannem yaşlı olduğu için hastalandı. Ondan sonra babaannem yaşlı olduğu için hastalandı. Babam bu sefer Almanya'yı, orada o zamanlar sigorta parasını ödüyordu Almanya. Sigorta parasını toplu halde aldık. Türkiye kesin dönüş yaptı, geldi yanımıza. Ben küçüktüm, kız kardeşim 2,5 yaşındaydı annem öldüğünde. 3,5 yaşında oldu. Annem öldüğünde. 3,5 yaşında oldu. 2,5 sene sonra babam evlendi. Üvey annemiz oldu. İşte babaannem diyordu bize ki, işte o sizi çok iyi bakar. Biz istemiyorduk onun başka bir anne bize gelmesini. Üvey annem geldikten sonra çok farklı oldu her şey, çok değişti. Babam bizden uzaklaştı, biz çok yalnız kaldık. Babam hep babamla gidiyordu mesela, annesine gidiyordu. Postep'e yemek yemeye, gezmeye. Biz hep evdeydik, ablam, ben, küçük kız kız kardeşim biz hep evde durduk. Hep giderdik arasıyla. Ama babamı hep daha çok özlemeye başladık evlendikten sonra. Ondan sonra tabii genç kız oldum. Genç kız olduktan sonra böyle isteyenler başladı beni evlenmek için. Böyle görücü usulüyle mesela derdi işte falan. Esmim en şurada var. Bana halamın ismini söylerdiler evde hep aile. İşte çok güzel iyi bir kız falan. Annesi yok alalım evlendirelim onu evlensin falan diye. Ondan sonra ben istememiştim. Yok derdim. Ne evlenmesi derdim. Benim yaşım daha ne? 15 yaşındayım. 16 yaşına daha girmemişim. İstemiyorum ben evlenmek. Ben daha evlenme çağım değil benim falan. Öyle birileri isterdi. Hep yok derdim. İstemezdim. Öyle gelirdik. İşte ondan sonra söylediler işte illa evlen illa evlen yani senin için daha iyi olur. Ona istememiştim ben evlenmek eşimle birlikte. Eşimi ilk gördüğüm zaman hoşuma gitmişti. Sonra duydum eşim evli. İki tane çocuğu var. Eşinden ayrılmış. Benden yaşça bayağı farklı. Dedim yani olmaz kesinlikle. Ben daha 16 yaşında böyle bir evliliği kesinlikle kabul edemem. Ne olursa olsun hayır. Olmaz. Hayır, olmaz. Sonra dediler ki işte hayatın değişecek, işte çok farklı yaşayacaksın. Olsun erkekler için olur böyle şeyler. Erkeklerin başından geçer böyle şeyler. E zaten ben çocuğum. Ne bileyim o zamanlar yani cahilliyimden mi ne mantıklı geldiydi bana yani. Olsun dedim. Hem dedim zaten dedim baksana dedim. Yani ablam dedi evlen dedi. Kuru yuvanı kendi çocuklarına bak. Kendi çocuklarının bezlerini yıka. İyi dedim. Mantıklı geldi bana o an. Sonra düşünün dedim. Yok dedim. Ben dedim yurt dışında dedim. Olmaz dedim. Asla yapamam dedim. Bütün ailem burada ben orada yalnız başıma nasıl yaşarım? İşte anlattılar şöyle iyi böyle iyi orada kaloriferler var orada soba yok. Orada sıcak su akıyor bulaşıklarını tertemiz yıkıyorsun sıcak su soğuk su musluktan akıyor. akıyor. Bulaşıklarını tertemiz yıkıyorsun. Sıcak su, soğuk su, ıslıktan akıyor. İşte senede üç sefer ailenin yanına geleceksin. İzine, onları görmeye senede. Üç sefer ne ne yetmiyor. Zaten evlendikten sonra her gün ailenin yanında kalamazsın. İyi dedim. Güzel, tamam. Yani evlendim şimdi. Kabul ettim. Evlendiğim gün anlamıştım çok büyük bir yanlış yaptım diye. Buraya gelmemiz de zor oldu. Anneden ayrıldık. İki kız kardeş. Avusturya'ya geldiğimde gerçekten çok zorlandık yani. Bir babamla beraberdik ama hiç Almancamız yoktu. Öyle. Babam işte bir Avustralyalı bayanla yaşıyordu. Onun yanına geldik, ilk gelişimiz. Hiçbir tane Almanca yok. Çok zorluk çektik yani ilk geldiğimiz zamanlara. İşte babam okula yazdırdı. Yaşım ufak olmasından dolayı. Okula gittim orada. 6-7 ay kadar. İşte 1. aydan 7. aya kadar. Buraya geldiğimizde işte ben tekrar Türkiye'ye döndüm ben. Evlendim 17 yaşında. Türkiye'de kaldım 2 sene. 2 tane çocuğum oldu. Cumhurla Cengiz. Ondan sonra hayat şartları zordu. Ondan sonra tekrar geri geldim Avusturya'ya. Eşim Terzi'ydi, dükkanı vardı ama iyi yürümedi. Eşimler de çok kalabalık bir aileydi. Ekonomik oldu, gelmek zorunda kaldık yani. Parasal yönünde sıkıntıydı. Dedim nasıl olsa orada haklarım var, gideyim tekrar. Önceden biliyorsun süresiz vize falan hiçbir şey yoktu. Vizem falan bitmişti yani. Turist geldim buraya tekrar turist olarak. Ondan sonra bu eski çalıştığım şef bana istek gönderdi. Genemadın şefi. İstek gönderdi tekrar geldim. Hani geldim buraya evlendikten sonra geri gittim tekrar geldim. Baya bir kargaşalık oldu yani. Ondan sonra burada yine işi başladım, onların evinde işi başladım. Ondan sonra işte kazancım çok azdı yani. Şimdi eşimi de getirdim buraya iki ay sonra. Şimdi o parayla geçiremezdik. Oradan çıkış aldım. Ondan sonra gözlük firmasını başardım işe. İşte ben çıktım diye eşim de o firmayı aldırmışlardı. Ben çıktım diye ona da çıkış verdiler. Eşimi de o da şanslıydı yani. İki ay sonra da gözlük firmasını aldırdım. Beraber orada. Tam 17,5 sene çalıştık. O 19 sene çalıştı, ben 17,5 sene çalıştım. Öyle hani çok ne bileyim ev sorunları vardı önceden. 22 metrekarede oturdum 10 sene boyunca. 10 sene boyunca 22 metrekare yani. Çocuklarla mı? İki çocukla beraber. Kız sonradan oldu zaten. Ne bileyim ben çok sıkıntılar çekti ev bulamıyorduk. Sonra bir Avustralyalı bir bayan vardı. O çıktı oradan. Onun odasını da aldık. İki oda daha ilave oldu. Bir 6 sene de öyle oturduk. On altı sene. Hani banyomuz yok da evin içinde. Tuvalete üç aile kullanıyorduk. Hani o sıkıntılarımız oldu yani. Ev sorunları oldu. Sayın yolcular. Almanya'ya giden E5 karayoluna girmiş bulunuyoruz. Hayırlı yolculuklar. Hayırlısı. Ört kız saçlarını. Niye? Tövbe tövbe, ört dedim. Bir gün arası kuracak, laf ettirecek ardından sonra. Çok merak ediyorum. Bak sana nereleri gezdireceğim orada. Ben yaşamaya gidiyorum arkadaş. Burada yok ülkücüsü, yok solcusu, yok yobazı. Her gün oradan ölüyor be. Orada avrat sap olmuş. Birini kaparsam değme keyfime. Yakısana bir çikara kaptım. Avusturya'ya geldik. Avusturya'da bizim Trabzon'un yaylaları, dağları. Ormanın içine geldim, bir ormanın içinde. Tek bir ev. İlk geldim Pettenbach'a. Pettenbach 27. Geldim oraya öyle korkuyorum ki kapıdan dışarı çıkamıyorum. Evin içinden dışarı çıkamıyorum. Herkesten korkuyorum. Yabancı değil, hiçbir şey anlamıyorum. Bana bir şey konuşacaklar, bir şey söyleyecekler. Utanırım, cevap veremem diye. Korkuyordum onlarla yani dışarı çıkmaya evden. Altta arkadaşlarım vardı. Onlar da Elbistanlı, Maraşlıydılar. Onlardan korkuyordum. Onlar tanımıyor, yani çok değil. Onlar Almanca konuşuyorlar, biliyorlar her şeyi. Alışverişleri, her şeyi. Onlar alışmışlar. Ben hep ağlıyordum odamamda hiç çıkmak istemiyordum. Ondan sonra yalnızlık çok kötüydü yani. Yapayalnızdım, hiç kimsem yoktu. Akraba ziyaretlerimiz olurdu işte hafta sonları. O zamanlar mutlu olurdum. Akraba ziyaretlerimizde herkese de giremezdim yani. Eşim beni yılbaşı gelip aldık, geldik. Gelirken Avusturya'ya girdik tabii. Avusturya'ya girdik, kış ayı olduğundan saatler erken idi. Kış ayı olduğundan saatler erken idi. Millet baktım gece çatyanın üstünde otobüs durağında kalabalık insanlar. Eşime sordum neden bu insanlar gece uyumuyorlar da sokakta duruyorlar. Eşim dedi işe gidiyorlar saat geldi. Saat kimisi 6'da iş alacak, kimisi 5'de. İşte bazıları. Ay dedim ne kadar zor bir hayat. Hani Avrupa'ydı burada. Her şey çok güzeldi. Sular mıslıktan akıyordu. Her şey rahattı. Ne kadar çok iş var. Biz Türkiye'de hep güneş geldi mi kalkıyorduk. Dedi burada öyle hayat yok. Burada sen erken kalkacaksın. Sobayı yakacaksın. Neden kalifer yok evimizde de soba var? Daha yolda gelirken ben şoka başladım. Dedi ki orada bizde de soba var dedi. Almanya'da annenin evinde kalifer var ama bizim evimizde soba dedi. Ama dedim ben soba yakmasını hiç bilmem ki. Benim hep babaannem sobamızı yakardı dedi ki öğrenirsin geldik geldik bir eski apartmanın önünde durduk apartman değil de bir fabrikanın önünde araba durdu burası neresi dedim eve baktım dedi işte bizim yaşayacağımız ev Burası Eve çıktık Ev demeye şahit ister Ev değil böyle büyük hangi bir iki tane oda Affedersiniz Tuvaleti sordum Tuvalet acaba hangi tarafta Dedi ki eline elektrik al el lambası Alkada ineceksin. Alka neresi? İndim boş bir alan, kocaman bir yer, karanlık her tarafı görmüyor. Korkumdan artık ne yapacağımı şaşırdım. Ben artık nereye geldim Allah'ım? Avrupa burası ama dur bakalım hele bir gün azsın daha güzel bir şey görebiliriz herhalde diye. Lamba lan gittim ama korku panik içinde. Eşim de yanımda gelmedi. Yukarıya çıktım su musluk nerede dedim. Dedi ki su bu katta değil eşim. Alt kattan alacaksın kovalan, getireceksin yukarıya. Küçük bir meştebelen kullanacaksın istediğin kadar. Kirli suyu da alıp aşağıya götüreceksin. Orada kullandığımız tuvaletlere dökeceksin. Ay dedim, kullandığımız tuvaletlere hiç su dökülür mü dedim. Yemek, bulaşık yıkayacağız, günah. Olmaz, olacak dedi. Mecbursun yapmaya dedi. Çünkü başka bir imkanın yok dedi. Burası bir fabrika dedi. Fabrikanın üstü artık ev oldu. Biz böyle yaşıyoruz burada, sen de buraya. Ay dedim, çok yıldık mı dedim. Beni geri götürsen, ben artık geri gitmek istiyorum. Eşim dedi artık geçti dedi sen buraya geldin bir daha geri gidemezsin. Emin abla güzel söyledi. İkiniz bir kat daha alırsak bir dizken açarız. Hem çalışmak ayıp mı? Ben de çalışırım, çocuklar da çalışır. Yok yok, çocuklar okular. Ooo, güzellik. Çocuklar üç tane oldu. Oradan taşındık. Pettenbach'tan Wartberg Oradan taşındık. Pettenbach'tan Bartberg'e taşındık. Evimiz küçüktü orası çok. Araba falan çıkmıyordu oraya. Alışveriş merkezi on kilometre uzaktı. Araba yoktu hep. Yürüme gidip geliyordum. Alışveriş yapıyordum. Aniden çocukların bezleri bitse, mamaları bitse yok. Mecbur yürüme. Kindevage'ye alırdım. Yürüme. Ta 10 kilometre yol, 6 kilometre yol. Yürü git, alışveriş yap, gel. Alırdım, gelirdim. Zaten olurdu saat. Ben gidip gelene kadar saat olurdu 4-5. O saatte de eşim gelirdi işte. Yemek işte, ev telaşesi. Sonra olmuyordu, zor oldu oldu diye Taşındık oradan Vartberg'e göçtük Orası biraz daha yakındı alışveriş merkezi falan Orada yine sakin köy Bir taraf köydü Tek kişinin Çalışmasıyla kredi Ev kirası Üç çocuk Maddi sıkıntılar çekmeye başladık Maddi sıkıntılar çekmeye başladık. Maddi sıkıntılar çektiğimiz için benim çalışmam lazımdı. Ondan sonra işte vizem sorun olmaya başladı çalışmıyorum diye, geliriniz az diye. E ne yapacağız? Mecbur benim işe gitmem lazım. Apar topar hemen iş aramaya başladım. Daha büyük kızım 3 yaşında, ikinci kızım 2 yaşında, o 2,5-2 yaşında, oğlum 1 yaşında. Ne yapacağım? Çalışmam lazım. Oradan Wartbeck'ten, Wartbeck'ten Haidt'e, Haidt'te tavuk firması vardı o zamanlar. O tavuk firmasına başladım. Oradan da Wartbeck'e 40 dakikada geliyordum trenle. Kazbüş'e Almanca öğrenmeye başladın mı? O zamanlar hiç yoktu. Yoktu o zamana kadar. Almanca mesela hastanede doğum yaparken bayağı zorluklar çekti. Onların bana dediğini hiç anlamıyordum. Çok zor. Yalnız mıydın? Yalnızd mesela hastanede doğum yaparken bayağı zorluklar çektiydim. Onların bana dediğini hiç anlamıyordum. Çok zor. Yalnızdım hastanede. Tek başımaydı. Resul'da vardı temel. Resul'da vardı. Sema'da da Resul'da arabada uyumuştu. O ara doğum yapmıştım. Sema'da yoktu. Serpil'de de yoktu. Sema'da da. Bir tek Resul'da de yoktu. Sema'da da yoktu. Bir tek Resul'da vardı. Resul'da dedim bu sefer yanımda biri olacak. Yalnız gidemem demiştim o zaman. Korkmuştum. Resul en küçüğü. Resul en küçüğü. Resul olduğunda o da yanıma gelmişti. Böyle bir yarım saat bir saat durmuştu yanımda. Ondan sonra arabaya inmişti. O arabadayken zaten sabaha karşı saat dört, dörde çeyrek kadar Resulü dünyaya gelmişti. Sabah, sabah erkendi. Almanca öğrendikten sonra hayat daha çok kolaylaştı benim için. Ama Almanca bilmediğim zaman çok sordu her şeyi. Gerçekten çok sordu. Çok acı vericiydi yani hiç. Mesela bir şey söylerdiler sana anlamazdın, kafa sallardılar böyle, aşağılardılar seni. O çok acıtırdı insanı böyle. Mesela alışveriş yapardık, alışverişte bir şey söylerdi anlamazdım. Kafa sallamalar, işte Ausländer, böyle laflar çok acıtırdı yani, gururumu incitirdi. Bazen öyle bir olurdum ki alışverişe bile gitmek istemezdim yani. Ne bileyim ben, hep bir şeyler olduğu zaman çok rahatsız olurdum yani. Mesela bir bilet alırken, bir yere giderken mesela diyelim o zamanla mini kartı, midi kartı, maksi kartı bilmezdim. Mini kartı alırdım ben ucuz diye. Mini kartı alırdım. Gelirdi kontrolcü yazardı bana ceza. Allah'ım niye yazdı bana ceza? Kart al. O bana Meğersem diyormuş ama ben anlamıyorum. Bir iki diyor bana böyle. Meğersem ben onunla dört halteşçilere gidebilirmişim. Artık mini kartı en çok. Ha üç halteşçilere gidebilirmişim. Ben alırdım midi kartı ta linze giderdim. O midi kartla bir daha gelirdim eve dönerdim. Yakalanırdım kontrolcü. Kontrolcü yakalayınca yazardı bana ceza. Ay bir utanırdım bir utanırdım. Allah'ım dedim niye yazdı bu bana ceza. Sonra sorardım işte bazı bilen arkadaşlara, başkalarına. Sorduğum zaman derdi ki sen bununla, bui kat, bununla sadece üç durak gidebilirsin. Fazla gidemezsin. Hepsi iki bin altmış lira. Yüz on lira kira. Doksan lira taksit. Beş yüz lira katın borcuna. Dokuz yüz lira da bankaya. Çok güzel! İstife yani! Bu da sana! Bu da bana. Ama bunlarla ben ne yaparım ki? Sıkmazsak nasıl mark biriktiririz? Memlekette bir kat daha alırsak belki kurtuluruz. Evimiz büyük bir derenin üstünde. Böyle yani korkunç bir yerdi benim için. Dokuz ay orada kaldık. Dokuz ay sonra oradan çıktık, ayrıldık. Başka eşim işini değiştirdi. Lins şehrine geldik. Artık burada dedim musluktan sularımız akacak. Geldik ki burada da musluktan su akmıyor, burada da evin içinde su yok. Burası daha da kötü. İki aile bir tuvaleti kullanmak zorunda kaldık, iki aile. Tıştaydı tuvaletimiz. İki aile o tuvalete gidecekti. Hep utanıyorsun, bekliyorsun giderim başkası da gelir diye. Hep böyle sıkıntılı günler. Hep sıkıntılı günler. Allah'ım derdim. Şu Almanlar gibi, Avusturyalılar gibi benim de bir gün evim olup da şöyle kendi başımıza olacağız mı Allah'ım? Dua ledimiz evimizde olacak. suyumuz musluktan akacak, kaliferimiz yanacağı günü göreceğiz mi? Biz günlük yaşıyorduk. Böyle gecinelim, birazcık para arttıralım, Türkiye'ye dönelim. Yoksa burada bu yaşam olmayacak artık. Biraz para yapıp gitmemiz gerek. Eşim bir kişi çalışıyor. Benim çocuğum 1979'da dünya geldi. İkinci çocuğum 1981'de dünya geldi. Üçüncü çocuğum da 83'te dünya geldi. Kızımız oldu bir tane. Ondan artık evimiz de çok küçük. Biz bu evden çıkmamız gerek diye. Bir babanın yanında eşim iki oda, büyük bir, birazcık büyük olan bir ev buldu. Dedi ki, bağınağızda taşınıyoruz. Orada komşu yok, hiçbir şey yok. Bu duyduk, burada bir tane tükürük oturuyordu, onlar çıkmışlar diye. Bizim de çocuklarımız üç tane olunca evimiz çok küçüktü. Bir oda küçücük bir yadak odamız vardı. Çok küçücük bir hem mutfak hem odurma odası. Babam duydu burada iki tane büyük geniş odası var. Bir ev boşalıyor. Çocuklar da küçük olunca dedi ki gidip bakalım dedi o eve. Biz de korktuk. O zaman Türklere çok ev vermiyordular. Yabancılara, ev sahipleri vermiyordu ev. Biz de çocuklarımızı seni yanımıza aldık. Sen 4 yaşındaydın, 4,5 yaşında falan. Öbürü iki tane bir arkadaşa bıraktık, akrabaya bıraktık. Geldik ev bakmaya. Tabii buradan yukarı aynı böyle bir beşinci ayıydı. Bin dokuz yüz seksen üçte. Böyle beşinci ayıydı. Her tarafta yeşil olunca biz evi gördük buradan şu ev dedi babam. Şu sarı ev deyince biz tabii çok hoşumuz ay apartman. Böyle villa gibi çok hoşumuza gitti. Küçük evden çıkıp da bir de buraya. Tabi heyecan bastı bize. Acaba ev sahibi bize bu evi verecek mi? Böyle hep dua ediyorum Allah'a. Allah'ım inşallah ev sahibimiz bu evi bize verir. Şuradan birazcık diyor. Ev sahibimiz bize verir. Şu sarı ev var ya kelp, kelpe havuzu. O zamanlar buralar yoktu. Buralar hep yeşil cimendi. Elma bahçesiydi. Bunları sonradan yaptı ev sahibi. Ondan sonra geldik işte zile bastık. Geldik ev sahibine gittik işte baban konuştu dedi ki bizim üç tane küçük çocuğumuz var ama mecbur doğruyu söyledik Çünkü korkuyorduk acaba verecek mi diye ev sahibi de dedi hiç önemli değil veririz Biz çok hemencik taşınabilir miyiz baban kirayı peşine ödedi. Ev sahibi çayar mayar diye. Evi sonra bize vermez diye. Girmeden dedi biz paramızı ödeyelim dedi. Tamam dedi. Beşinci ayın birinde, 1983'te bu eve taşındık. Üç tane çocukla. Tabii iki tane büyük odası vardı, banyosu yoktu, tuvaleti vardı, suyu vardı içinde. Biz çok mutluyduk çünkü o zamanlar Türkler hep susuz evlerde oturuyordu. Hayımlarda otururdular, tek tek odalarda oturuyordular. Bu evi gördüğünüz gibi, ev sahibi bir şey yok. Size bu eve geldikten sonra hep bahçede oynardınız, yaz sıcak, çocuklar tabii günler. O senesi çok çıkarmadım sizi. Ev sahibi bir şikayet olur, bir yaramazlık yaparsınız diye hep evin altında mümkünse büyüttüm sizi. Ufuk, aha düğre, bak. Aha düğre. Aynıdır biraz. Aynısı. Aha buradan da böyle ev. Ağım da duruyor. Burası evin içi. Şuradaydı. Evet, burada yine Türkiye'deki evimizi yaptık. Arabamızı aldık. Biraz da para bari yaptık. Dedik şimdi artık ev almak, güzel eve geçme zamanı. Çünkü her şey bitti dedik. Burada dedik artık, burada hep 850 şilin çok az bir kiraydı. Sonra 1500 şiline çıkarmıştı ev sahibi50 şilinkire ödeyince çok güzel. Babam bir kişi çalışıyordu. Ben de boş durmuyordum. Pancar çabalarına gidiyordum. Ev sahibinin işi olduğu zaman çamları silmeye yardım ediyordum. Ondan sonra başka babalara gidiyordum çam silmeye. Babalar çok iyi oluyordular. Çok iyi davranırdılar bana. İyi bir şey oldu. Die Bauern waren sehr gut. Sie waren sehr gut. Ich habe viele Fotos. Ich habe mit einem Klienten. Ja, jetzt erzähl. Ich gehe deiner Mama helfen. Und du kommst helfen. Ich lerne Deutsch auch ein bisschen helfen. Ja? Ja, ich sage, meine Auge kaputt. Sagen, nicht kaputt. Meine Auge schmerzt. Ja, es geht. Wir haben die Binde so geblieben, dass die Ecke nicht hochkommt. Yani ev eski diye böyle pis bırakmıyorduk. Tertemiz saklıyorduk evimizi. Ayaklarımızı merdivenin dibinde çıkartırdık. Toz yukarıya gelmesin diye. Her şeye dikkat ederdik. Şimdi daha karışık buralar. Şimdi ev sahibim yaşlandı. Daha bakamıyor. Hasta oldular. O zaman gençler buralar pırıl pırıldı. Çok temizdi buralar. İyi ki insanlar da yaşlanıyor. Immer arbeiten. Immer? Immer gleich. Aber Gott sei Dank jetzt nicht kleine Kinder. Nein, jetzt keine kleinen Kinder. Und die Jäger, die Motorräder, die Jäger, die Jäger. Jetzt hört man gerade, der Uwe hat irgendwann einmal irgendein Öl ausgeleitet. Ja, das machen wir, kleine Kinder. And it is more than I can imagine. موسیقی Bir laf havası koyacaksın, çalışacaksın. Ne güzel. Çalışıyor mu lan? Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak, Kisilak Eşim tek kişi çalışıyor ama para arttırmak zorundayız. Çünkü hedefimiz Türkiye'de bir ev, geri dönmek. Çünkü ev için geldik buraya, bir ev yapalım geri dönelim diye. Orada otururken 12 yılımız geçti Bağnavuz'da. 12 yıl, günler su gibi akıp geçti. Çocuklarımın okula gitme zamanı başladı. Çocuğum hiç Almanca bilmiyor, komşumuz yok, hiçbir şeyimiz yok. O Bağnavuzğız olan ev sahibimize elma toplamaya giderdim. Çocuğumu onun kızından ters aldırdım. Şimdi hep çilekleri gördüm mü o gelir aklıma. Oğluma öğretmen ters verirdi. Hiç Almanca yok bende. Oğlumun da yok. Yardım nasıl edeyim, eşim çalışıyor, 12 saat çocuklarını bir şeye muktaç etmek istemiyor. Sınıfını başarılan bir diri de ama ben daha çok stres yaşıyordum. Çünkü çocuğum çok zorlanıyordu terslerinden. Ben anlamıyordum. Babası geç geliyordu, onu rahatsız etmek istemezdik. Ona söylemezdik. Çocuklar okul zamanına girdikten sonra ben cumartesi, pazar çalışıyorum. Çocuklar evde, ben yok. Bayram günleri çocuklar evde, ben yok. Otelde çalışıyorum. Cumartesi, pazar, bayram her gün çalışıyorum. Bu böyle bir, iki, bir, iki zor oluyor. Hep çocuklarla hiç doğru düzgün ilgilenemiyorum. Geliyorum ben eve. Sabahleyin saat 8'de iş alıyorum. Akşam geliyorum saat 5'de, 6'da eve. Yemeğimi yapıyorum. Temizliğimi yapıyorum. Çocuklar gene dersleriyle, hiçbir şeyleriyle ilgilenemiyorum. Yatıyorlar. Ne yaptınız? Derslerinizi yaptınız mı? Horta yaptık anne. İyi. Okuldan sonra bir de horta yolluyordum onlara ki bütün gün evde yalnız kalmasınlar diye. O zamanlar da hortlar ateş pahasıydı. Çok pahalıydı. Şimdikiler gibi bizim şanslı değiliz yani. Kindergartlara, hortlara. Verilen çocuk parası hep onlara gidiyordu fazlasıyla. Ondan sonra okula başladılar. Okula başladıkları zaman hep büyük kızım okula başladı işte ilk. Hiçbir şey bilmiyorum Almanca. Ne derslerinde ona yardımcı olabiliyorum. Çocuk geliyor bir şey soruyor bana. Olmuyor. Bilmiyorum. Yardım edeyim ona. Matematikten tamam, matematikten anlıyorum, matematikten yapıyorum ama o matematikte benim bile zorlandığım şeyler oluyordu, anlayamadığım, yapamadığım şeyler oluyordu. Farklıydı bizim. Çok zor, hiç yardımcı olamıyordum kızıma. Öyle sorardım. İşte Türk tanışlara giderdim, böyle derdim, böyle böyle. Benim kızıma hiçbir faydam, yardımım olamıyor. Yapamıyorum. İkinci, üçüncü sınıftan sonra öyle oldu. O dedi işte saat ücretli öğretmen ayarla bu. Onlar sana yardım ederler. Oraya gitmeye başladı. Orada biraz faydasını gördü. D derslerinde kendini düzeltmeye başladı. Elteneftine yazı yazıyor. Elteneftine ne yazdığını anlamıyor. Babası da hiç bilmiyor. Çok sordu yani. Hiç yardım okul zamanlarında hiç yapamadım yani onlara annelik görevimi. Mesela her şeyi ilkokula başladılar. Her şeyi kendi başlarına yaptılar. Yani büyük kızım daha çok ezil diyebilirim yani okul konusunda. Çocukları biz bir eşim gece çalıştığından dolayı annem ben bakayım dedi çocukları Türkiye'ye bıraktık. Beş sene oğlanları. İki Çocukları Türkiye'ye bıraktık. Beş sene oğlanları. İki oğlanı Türkiye'ye bıraktık. Orada ilkokula gittiler. İlk öğretime gittiler işte. Orada beşinci sınıftan sonra işte tekrar getirdik biz bunları. O olmuyor. Özlem oluyor çocuklara. Bizim için de zor. Çocuklar için de zor. Buraya geldiler işte ortaokula başladılar. Ortaokulun sonlarında başladı yani sorunlar. Almanca öğrenmeyi çok çabuk öğrenebildiler. Ya onlar geldikleri zaman okul daha çok başarılıydı yani çocuklar. İşte Almanca'yı da çok çabuk öğrendiler. Çocuk olduğundan dolayı çok çabuk öğrendiler. Çocuk olduğundan dolayı çok çabuk öğrendiler. Dersler de fena değildi. Okuyun dedik ama okumadılar. Biliyorsun meslek yapın dedik. Meslek yapmadılar. Bizi bayağı bir üzdüler. Bizden uzak kaldıkları için mi? Almancılardı aslında. Kötü değildi. Öyle iyi öğrendiler de. Okumayacağız dediler. Okumak isterse okuturdum yani. Bir Lerling yapın dediler. LHT'yle birisi Maleray buldu Cubur. Orada kaza yapt, iş kazası. Orada da hani, Le Petroc imzalanmayınca oradan da çıkardılar bunları. Soğudular zaten. Meslek yapmayacağız dediler, çalışacağız. İş hayatının başladı onlarda işte, ufak yaşta. Tabii bu çocuklar, Türkiye'den gelen çocuklar iki kültür arasında kalıyor burada. Ne bileyim, tabii zorlanıyorlar yani. Ben zaten pişman oldum bıraktığımı. Hem bizden soğuyorlar. Anne babadan soğuyorlar. Keşke bırakmasaydık. Belki daha güzel yerler gelirdi. Ya da Türkiye'den hiç getirilseydik. Belki bir yatal okulu falan verip de güzel okullarda okuyabilirlerdi belki de. Burada arkadaş şevirl yani çok şey yapıyorlar. Yabancı çocuklara çok daha ağır şey yapıyorlar. Benim anladığım kadarıyla. Çok daha baskı yapıyorlar ona. Mesela sen nasıl olsa okumayacaksın. Senin annen baban zaten bir yardımcı bir işçi. Yani sen bitirsen de olur bitirmesen de olur. Benim kendime kızımın öğretmeni demişti ki evin temeline nasıl başlarsan öyle gider. Ben de ona demiştim ki o temeli kurarken zaten ilk önce düşünüyorsun nasıl kurayım bu temeli diye. Tam durabilmesi için. Yani o temeli kurabilmesi için zaten yardım alıyor. Sana geliyor. Sen onu öğreteceksin ki o temeli kuvvetli kurmayı öğrensin. Sen bir öğretmen bunu bana dersen, o zihniyetle o çocuğu ne öğretebilir ki? Ortaokula girdikten sonra mesela çocuklar geliyor evde anlatıyorlar. Mesela diyorum ki işte niye böyle oldu? Geliyor evde anlatıyorlar mesela diyorum ki işte niye böyle oldu. İşte diyor anne diyor arkadaşım böyle böyle yaptı diyor. İkimiz beraber yaptık diyor bu yaramazlığı diyor. Bana diyor ceza veriyor diyor ama ona ceza vermiyor diyor. Yani ortaokula çocuklar girdikleri zaman ilkokulda bilmiyorlar. Ortaokul 1'de 2'de de tam bilmiyorlar. Yani fark ediyorlar biz ayrı insanlarız, onlar ayrı insanlardır ama onu öğretmenler onlara yabancı olduğunu öğretiyor ortaokul 3'ten sonra. Onu çocuklar öğrendikleri zaman çocuklarda bir itme oluyor okula karşı. İtme oluyor. Zaten benim notumu vermeyecek. Zaten beni mesela benim kızımın okulda yaşadıklarından bunları ben tahmin ediyorum yani. Mesela Şüller Bayt vardı. Bilmem kaç 88 nottan 99 nottan bir tanesini yapamamış tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de bir tane de Yani imzalı kağıt getiriyor bana ben imzalayacağım onu. Bakıyorum gerçekten öyle. Ölten abente gidiyorum. Diyorum ki hani niye diyorum bunu böyle yaptın diyorum. Hani bu yazılısı bunun neden bu notu ona vermedin? Tamam ona çalıştı da onu yaptı. Ama mitarbaytası iyi değil. Onun için ben o notu veriyorum. Yani ben onu çok yanlış görüyorum. Yani o yazılı notu. Peki MIT Arbayt'in de ayrı bir not ver onu o zaman. Zaten o MIT Arbayt'in dersi zaten ayrı. O karnede zaten yazıyor. O MIT Arbayt cezasını iki sefer vermek doğru değil. Ama ben tabii çocuklar demiyorum. Çocuklar haklıdırlar. Çocuklar yanlış yapmaz. Onların var hatalar kesinlikle. Ama öğretmenlerde de çok var. Öğretmenler, yani buradaki öğretmenlerde çok var yani. Oğlumu ben okula bırakıyordum. Okula bıraktıktan sonra işe gidiyordum. Bunu ortaokulda yapıyordum. Mesela o öyle okulda problemler yaşamaya başladığı zaman, arkadaşlarıyla hani okuldan baktım, okuldan kaçmaya başlıyor. Nerede Resul? O zaman tabi El-Teneftine yazılanları artık öğrendim okuyabiliyorum. Nerede Resul? Okulda bugün gelmedi. Resul niye gitmedin okula? İşte böyle böyle diyorlar bana, işte böyle böyle yapıyorlar bana. İşte arkadaşımın şeysini bahçede oynarken yanlışlıkla topu yüzüne mi vurmuştu. Bir şeyler olmuştu o zamanlar. Yani öyle problemler vardı. Onu sen bilerek yaptın diye. Ona kızmışlar. Çocuğa kızmışlar. Şifaren'e gitmiştiler. Şifaren'e giderken değnek çocuk arkasından geliyor. Değneği ne oluyorsa, değneği mi o kıyak ayak sesi arkadaşının gözüne sen gir. Allah'tan bir şey olmadı çocuğa. Bunlardan işte öğretmenler onları azarlamak, bağırmak, çağırmak, niye dikkat etmiyorsun, nasıl böyle bir şey yaparsın. Zaten o çocuk onu isteyerek öyle bir şey yapamaz ki. Şif haline gitmiş, annesi bir sürü para ödemişsin, çocuğu cezalandırıyorsun, o da otelde bırakıyorsun. Yok sen arkadaşını ferletsen yaptın, sen odada duracaksın. Sen arkadaşını ferletsen yaptın, sen odada duracaksın. Böyle bu tür şeyler yani onu okul hayatından söndürdü. İstemedi yani okumak, bıraktı. Cengiz'in başına gelenlere birazcık sormak isterdim. Cengiz'in mi? Cengiz işte biraz arkadaş çevresi çok hızlı yaşadı ya Kerat'ın. İşte bir içeriye falan girdi. Birkaç arkadaş bunlar. Şurada gece kulübü bir yer var yani. Oraya şey yapmışlar. Adamı dövmüşler galiba. Adamın cüzdanı düşmüş. Dört arkadaş aralarında paylaşmışlar. Adamı dövmüşler. Daha o çocuk 14 yaşındaydı. Dört arkadaş aralarında paylaşmışlar. Adamı dövmüşler. Evet. 14 yaşındaydı yani o zaman. İçeriye girdi bu. 14 yaşından fazlaydı şu adıma. İçeriye girdi. Tam 6 sene ceza aldı. Gaspı geçiyor yani. Çocuk olduğu halde. Orada hastalandı biliyorsun. Şizofren hastası oldu şimdi. 4,5 sene içeride yattı. 6 senenin 4,5'ünü yattı yani içeride. Onlarla beraber biz çok çektik. Kendim de depresyona girdim. Çocuğum olayından dolayı yani. Arkadaşlar Türk müydü? Çok mutluyum. Valla Avusturyalı vardı. İki tane de Türk vardı aralarında. Bir tane Avusturyalı vardı içinde. Bir tane Avusturyalı vardı içinde. Ya öbür üç Türk'ün üzerine kaldı zaten. O Avusturyalı çok erken çıktı. O Avusturyalı çok erken çıktı. İçeride. Bizimkilerin üzerine kaldı yani. Hani içeriye girmesini de boşver de hastalanması orada. Orada işte bunlar protestoya katılmışlar. Stein'de yattıydı o zaman. Viyana'ya yakın bir yerde. Orada dövmüşler bunları. Hücreye atmışlar. Ondan sonra hastalandı Cengiz. Hemen hastalanma dedi yani 3-4 ay sonra. Bize bir haber geldi. Oğlunuz hücrede diye. Hani biz de ilgilendik yani. Bundesministerium falan aradım ben. Ondan sonra Cengiz apar toparı şeye getirdiler. Orada başladı bunun hastalığı. Orada çocuğumuzla tokalaşamıyorduk bile, sarılamıyorduk bile yani. Çok sıkı bir şeydi. Ağır mahkumların yanına koymuşlar çocuğu. Öyle buraya geldi işte. Orada hastalanınca Steyr'den, Steyr'den şeyi getirdiler. Steyr Gasten galiba orası. Hep Pagni Avri'yi getirdiler oradan hastalandığından. Orada bayağı bir 5-6 ay hastanede yattı Cengiz. Orada şizofren tesisi koydular. Hasta yani. Şizofren hastası. Sesler duyuyordu. Başlangıçta çok kötüydü. Böyle kırması yırması vardı. SESLER DUYUYORDU. BAŞLANGIŞTA ÇOK KÖTÜYDÜ BÖYLE KIRMASI YIMASI VARDA. YANİ SONRA BİZ BUNU VEELS HASTANESİNE YATIRDIK. ORDA BÜTÜN İLAÇLARINI DENİŞTİRDİLER. ONDAN SONRA BAYA BİR DÜZELME OLDU YANİ. AMA İLAÇLARINI DÜZENİNİ ALIRSAN ŞU ANDA İYİ. ALMAZSAN... HANİ BİZ KENDİMİZİ TAKİP EDİYORUZ YANİ İLAÇLARINI. BUŞTAYNDA MI BAŞLADI BU HASTANEDE? ÖNCEDEN DE VAR MIYDU DEĞİL? Biz kendimizi takip ediyoruz yani ilaçlarına. Bu hastalığa başladı mı? Evet. Önceden de var mıydı? Yoktu yoktu. Önceden hiçbir şey yoktu. Oysa kafasına vurmuşlar. Kafasına vurmuşlar, joklamışlar evet. Orada başladı hastalığa. Tabii günden güne çocuklar büyüyordu. Onun hesabını yapmadık. Hep para için gelmiştik buraya. Ev yapıp dönecektik ya. Çocuklarımız büyüyünce oğlum 16 yaşına geldi. 16 yaşına geldi. 16 yaşından sonra yavaş yavaş arkadaşlar edinmeye başladı. Ama biz artık evin borcunu ödeme derdine düştük. Ben de eşime dedim ben de işe gireyim. Ben de sana yardımcı olayım artık. Hep sen çalıştın, çocuklarımız da büyüdü. Ben de bir temizlik işine girdim. Eşime yardımcı oluyorum. İki kişi olunca daha rahat borcumuzu ödüyoruz. Artık güzel günler başlamıştı bizim için. Avrupa işte. Almanya gibi görüyordum artık Avusturya'yı. Çok seviniyordum. Sonra bir gün oğlum eve geç gelmeye başladı yavaş yavaş. Bazı geceleri gelmemeye başladı. Ben artık üzüntüden, sıkıntıdan şimdi borcu bıraktım, evi bıraktım, her huzurumuz yerindeyken şimdi çocuklarımızın derdine düştük. Oğlum o arada on sekiz yaşında oldu tabii günler geziyor. Oğlum cisco diyilen yerler artık biz bilmiyoruz da. Oralara gitmeye başladı. Eşim ona bağırmaya başladı. Kabeyi üstüne kilitledi. Gitmesin diye. Ama ayrı bir kültürde büyüyor çocuğumuz. Onun farkında değildir. Çocuklarımız burada büyüyor. Avusturya'da büyüyor. Onların da hevesi var. Benim eşim, ben olsun, devamlı baskı uygulamaya başladık artık. Gitme, gezme, araba alma. Oğlum dedi, araba alacağım. Eğliyetini yaptı. Arabasını aldı. Arabayı aldıktan sonra hep geceleri gidiyor. Geç vakitleri eve geliyor. Kaza mı yapacak, bir şey mi olacak diye. Biz hep tedirgin, korku içinde. Bana bir gün dedi ki anneciğim ben evden ayrılıyorum. İşte. Neden dedim? Benim kız arkadaşım var dedi. Ben buradan gitmem gerek dedi. O zaman işte bütün dünyam başıma yıkıldı. Nasıl gideceksin oğlum bizi bırakma gitme dediysem de hayır dedi. Ben artık büyüdüm gitmem gerek. Ama dedim bizim kültürümüzde böyle yok ki. Mecbursun bizim dediğimizi dinlemeye, bizim dediğimizle evlenmeye. Bizi dinlemen gerek. Hayır dedi ben kendi istediğimle giderim. Benim Avusturyalı kız arkadaşım var dedi. Oğlum öyle gitti. Artık benim ne ev ne bir şey hiçbir şey daha umurumda değil. Çocuğum gitti ama nereye gitti? Daha kötü arkadaşlara mı uyacak? Kötü yollara mı düşecek? Kötü bir şey mi yapacak? Her gün böyle hüzün içinde günlerim. Çalıştığım zaman kafam hep dalgın. Artık şimdi dünya işini bıraktık, döndük çocuklarımızın sıkıntısına. İki kültür arasında yetişen çocuklarımıza. Öbür çocuğumuz da büyüdü arkadan. Artık bende panik iyice büyüdü. Acaba oğlum da o da mı gidecek diye bende korkular başladı. İşte zaman geçtikçe, günler, yaş ilerledikçe, vücut daha çok ağrılar artmaya başlayınca, bu sefer kendin için bir şeyler yapmak istiyorsun. Kendin için çabalamaya başlıyorsun. Hep şiparen, hep şiparen. Mesela 16 yaşında geldim buraya. 16 yaşımdan beri hep şiparen yapıyordum. Mesela ilk evlendim buraya geldiğim zaman eşim alışverişe getirdi beni. Kıyafet alışverişine. Kıyafetim yok. Kış geldi. Yazlık kıyafetlerle gelmişim buraya. Kışlık kıyafet lazım bana. Evlendim geldim. Kızlık kıyafetlerimden hiçbir şey almadım. Hiçbir şey almana gerek yok. Sen Avrupa'ya gidiyorsun. Orada her şey çok güzel, orada her şey çok farklı. Orası burası gibi değil, Avrupa. İyi almayayım dedim gardıolabımı. Avrupa'dan alırım dedim gardıolabımı. Geldim Avrupa'ya gardıolabımı alacağım, kışlık gardıolabımı Avrupa'dan alırım dedim gardolabımı. Geldim Avrupa'ya gardolabımı alacağım, kışlık gardolabımı. Görümcem beni Flamark'a getirdi. Kıyafet almaya. Ha dedi çok güzel orası dedi pazar günü dedi. Gel dedi Flamark'a gidiyorum. Flamark'ın ne olduğunu bilmiyorum. Gittim Flamark'a ki bizim Trabzon'da bit pazarı varmış öyle. Eski kıyafetler satılıyor. İnsanların giymediği kıyafetlerini satılıyorlar. Orada gene bir şok. Orada gene bir don kafaya. Allah'ım nereye gelmişim? Avrupa mı burası? Gene ağlayan ağlayan eve geliyor. Tabii görümcem onlar gene kızmışlar bana. İşte bir şey beğenmiyor. İstiyor bu mağazalardan kıyafet mağazalardan da kıyafet almazmışlar o zaman nereden bileyim ben. Sonra almazdım bir şey bir tane alırdım onunla idare ederdim bir çift ayakkabı alırdım o ayakkabıyla 4-5 sene idare ederdim kışlık ayakkab. Seneye kış geldiği zaman karda yine giyerim diye. Bu zamana geldik işte. Zar, zor. Geldim bu zamana. Şimdi de... Şimdi de hastalık sahibi olduk işte. Ne bileyim. Kızı biz işte, hani Cengiz hasta olduğu için onu biz hani biz de kendimiz de istedik. Yani o aralar Cengiz çok rahatsız olduğu için biraz kırmızı yemezdi o arada. O da görüyordu onun onları yani. O da kendisi de istedi böyle uzaklaşayım. Okumak istiyorum dedi. Biz de Türkiye'ye götürdük onu. Okudu Türkiye'de. Liseyi bitirdi. Ondan sonra üniversiteye kazandı işte. Bu sen de mezuniyeti var. Bitirdi yani. Allah'a şükür. İşte bu hafta ben gidiyorum. Ayın 22'sinde diploma töreni olacak. Aha oraya gideceğim. Öyle işte. Hayatımız geldi geçti böyle. Şükür yine. Eşim çok emek verdi. Gittiği için benim artık hiçbir şeyde gözüm kalmadı. Onun için hiç hasta oldum. Kemoterapi aldım. Gittiği için benim artık hiçbir şeyde gözüm kalmadı. Onun için hiç hasta oldum, kemoterapi aldım. Hiçbir zaman üzülmedim. Çok her zaman mutlu baktım ayada. Çünkü neden eşim bu kadar emek verdi, uğraştı. O gitti, ben gitsem ne olur? Hiçbir şey değil. Ama şimdi sadece torunlarım, torunlarımı çok özlüyorum. Ama her gün geliyorlar. Çocuklarımla çok mutluyum. İki gelinim, bir damadım var, beş tane torunum var. Hayat böyle işte. Avusturya'da evimiz var.a Evimiz var Her şeyimiz var Her şeyimiz oldu ama İşte sağlık yok Bir zamanlar Avusturya'nın camlarına Baktığım zaman Avusturyalı ailelerin Hep böyle derdim Bizim Sobali evden kurtulup da Biz bir kaliferli evde oturacağız Şu gün şimdi benim Her tarafı oda dolu, bomboş. Her şey var. Ama sağlık yok. Ama gene şükür ayaktayım, yürüyorum. Bahçelerimde çalışıp torunlarımla vakit geçiriyorum. Buna da şükür geldim. Ama hayat çok hızlı geçti. İlk çocuğumun doğum günü, o günü hatırlıyorum. 1979-80'ti. Üçüncü ayın 15. İşte. Üçüncü ayın 15. Hayat çok kısa. Ama Avusturya'dan şimdi emekli oldum. Eşimden. Ama gitmek zor. Çok zor. Çünkü burası çocuklarımın doğduğu yer, büyüdüğü yer. Hepsinin işi var. Artık ne zamana kadar ömrümüz yeterse burada kalacağız. Thank you.